Gezilerimiz, İspanya

Endülüs bisiklet turu (1. bölüm)

endulus bisiklet turu utrera

İspanya-Endülüs bisiklet turunda ilk durak Huelva

Portekiz İspanya sınırı olan Guadiana nehrini geçerek Endülüs topraklarına Ayamonte’ ye yanaşıyoruz. Kıtalararası yolculuklarımızda 2. veya 3. Dünya ülkeleri diye nitelendirilen ülkelerde seyahat ederken en çok sevdiğimiz ülkelerin gümrük kapılarıdır. Alışmışız dilini bilmediğimiz insanlarla diyalekt kurmaya, alışmışız farklı kültürlerin sembolü olan herkesin pasaport dediği yol ansiklopedilerimizin yapraklarında mühürlerin sesini duymaya…Ve işte tam o sırada Portekiz-Endülüs sınırını ayıran Guadiana nehrini geçip,  Endülüs topraklarındayız derken, bir anda kulağımızda “senyor, senyora, buenas dias, bienvenidos viajeros!” larla insanlar, meraklı bakışlarında seslenişleriyle karşılıyordu bizi. Çünkü biz batıdan geliyorduk, bir kültürden bir kültüre yolculuktaydık. Sabırsız gözler, sorular vardı “Hangi zamandan geliyorsunuz?” dercesine. Biz tarihin yaşlandıramadığı 7 kıtanın  Endülüs’üne güneye doğru yoldaydık. Asırlar öncesinden bir kitapçı pazarına düşmüşüz gibi Huelva’dan, Sevilla’dan, Granada’dan, Cordoba’dan, Cadiz’den, Abbas Kasım İbn Firnas, Cabir Bin Eflah, El-Kurtubi ve daha nice bilim alimlerinden, kitaplarda duyamayacağımız notlar almaya başlamıştık bile.

endulus bisiklet turu faro

Nehir yolculuğumuz sırasında tanışmış olduğumuz Alman asıllı Hans ile yollarımızı Huelva’ya kadar 2 günlüğüne birleştirdik. İlginçtir ki Hans 3 vitesli bisikletiyle, çanta yerine 10ar kiloluk boya kovaları takarak ayakkabısız, çadırsız dünyayı keşfetmeye çıkmıştı. Yol boyunca kısa sohbetlerimizde, para kullanmadığını, market çöplerinden ve yollarda ona sunulan yiyeceklerle beslenerek, mat yerine yamaç paraşütü takımında uyuyarak felsefesiyle yol alan bir keşiş olduğunu söyledi.Hayat aslında o kadar değerli ki biz herşeyi kendimizce büyütüp, herşeye kendimizce bir seviye belirleyip çoktan kaybettiğimiz değerlerimizi hiçler uğruna vermişiz. Bin yıllarca göçebe yaşayan insanlığın bütün yetenekleri alınıp hayalleri düşüncede yaşayan, içleri boşaltılmış ruhlara dönüşmeleri dünyayı saran bir virüs sanki.

endulus bisiklet turu nehir gecisi

Hans, ayaklarımızın da aslında ellerimiz gibi olduğunu ve üşemediğini söylüyor, son 3 yıldır ayakkabısız yaşadığını anlatırken. Neden üşür ki ayaklar? Ruhundaki naiflik, insanlığın geldiği açgözlülüğü ve bitmek bilmeyen hırsları sorgulatıyor bize, yemeği varken fazlası teklif edildiğinde hiç düşünmeden “bugün yiyecek yemeğim var!” derken. Her an gülümseyen, yağmur yağdığında sığınacak bir yer bulup bekleyen, dünyanın tersi yöne hızla dönen insanlara inat, dünyayla dönen, an’ı yaşayan, bağımlılıklardan, yapması gerekenlerden arınmış, istekleri peşinde koşan insan. Huelva şehrine vardığımızda vedalaşıyoruz, dünyanın bir okyanus kıyısında tekrar karşılaşmak üzere. Biz kuzeydoğuya, Sevilla’ya doğru yol alırken, Hans sahilden gitmeyi deneyecek, haritaya göre yolu olmayan kıyılardan, belki paraşütüyle..

endulus bisiklet turu huelva

Sevilla’ya tren yolculuğu

Huelva, gönlümüzde yer etmezken, Sevilla kışkırtıcılığıyla kendine çekiyordu bizi. İspanyol ezgileri, kıpır kıpır sokaklar, cıvıldaşan insanlarıyla Portekiz’den sonra bir Akdeniz ülkesine gelmek sınırların garip çizgilerini anımsattı içten içe. Tarif edilmez bir değişimdi sınır nehir Guadiana. Alışkanlıklar, sokakların kokusu, insanların gülüşleri, binaların görkemi değişmiş, yücelmişti sanki. Huelva’ya vardığımızda Endülüs’ün başlangıcına varmış gibiydik, kalıp kalmamak konusunda kararsızdık. 700binkm’nin trenlere ilgisi de büyüktür. Çünkü 700binkm yol olan veya olmayan her yerden geçer. Huelva-Sevilla arasında çelik raylarla yolculuk ederek, sevdiğimiz vagonlarda tarihin yansımasına, Sevilla’ya vardık. Herşey zamana ayak uydurmuştu buna trenlerde dahil ama biz çelik raylardaydık. “Nefes almanın yarısı da hissetmektir!” deyip asırlar öncesinde sözleştiğimiz gibi Kristof Kolomb’un şehri Sevilla’ya doğru yola çıktık. Yaklaşık 3-4 saat süren bir yolculuk sonrası Orhan Gencebay’ın da söylediği gibi bir akşam güneşinin gölgesiyle Sevilla bizi karşılamıştı. Huelva’dan sonra Endülüs etkisini zihnimizde iyice yoğunlaşmıştı. Avrupa’da trende bisikletle yolculuk çok keyifliydi. Fazla bir ücret ödemeden bisikletlerimizle yanyana yolculuk ettik. Sevilla tarihteki ismi ile İşbiliye’ de çok geçmeden Katedrale yakın makul bir hostele yerleştik. Hostele girmemiz ile çıkmamız bir oldu. Heyecanla kendimizi flamenko seslerinin yankılandığı daracık işlemeli sokaklarda bulduk. Tarih olmak geldi içimizden şehrin medinası Santa Cruz’da.

endulus bisiklet turu sevilla

Sevilla’da Los Reyes çocuk noeli kutlamaları

Dünyanın en büyük Gotik kilisesi olan Santa Maria Katedrali, Kristof Kolomb’un mezarının da bulunduğu yer. Bu yola çıkmadan önce dünyayı değiştiren keşifler çağına yolculuk, kaşiflerin yeni dünyayı keşfetmeye giderken ki, bilinmezliğe, açık denize, okyanuslara açılma hisleri, kral ve kraliçenin beklentileri ve yolda Kristof Kolomb’un hikayeleri dinlemek için seyir defterini okuyup deniz Endulus bisiklet turu - Sevilla Katedraliinsanlarının doğasını anlamaya çalışmıştık. Bugün Sevilla’nın ortasında Alcazar sarayı ile Katedral arasında sokaklar aileler ve çocuklarla dolup taşıyor. Los Reyes çocuk noeli kutlamaları başlamış bile. Biz de kalabalıklar içinde yerimizi alıyoruz. İçimizdeki çocuk kıpır kıpır.Dünyayla bir kedinin ip yumağı ile oynaması gibi evire çevire, bazen tırmıklayıp bazen sararak oynamak istiyoruz. Atlılar geçmeye başlıyor, bando takımları, kortej ve ardından çizgifilm kahramanlarıyla şekerler, çikolatalar, çocuklara hediyeler havada uçuşmaya başlıyor. Herkes çocuk o an, şekerleri yakalayıp yedikçe mutluluk katlanarak artıyor. Yağan yağmurda dans ederek, şekerleri hüpletip zıplıyor, atlılara selam ediyoruz. Hayatı yolda yaşamanın, süprizlere kucak açmanın en yalın halindeyiz. Trenle ışınlandığımız Sevilla’da kendimizi karnavalın tam ortasında buluyoruz. Şehrin en kalabalık olduğu günlerde ispanyolların bayramında coşuyoruz.

Andalusia bölgesi tapas dedikleri mezeleriyle meşhur. Kahkahaların yükseldiği sokaklara taşan kokularıyla bir tapascıda çeşit çeşit mezelerin tadına bakıyor, zeytinliğin güzelliğine şaşırıyoruz. Yarım ay şeklinde tasarlanmış İspanyol meydanına gidiyor, tango müziğinin ezgilerini takip ederek kendimizi sokak müziğine kaptırıyor, tutkuyla dans ediyoruz. Bir dönem bambaşka bir kültüre sahiplik eden, alimler yetiştiren ispanyolların Endülüs topraklarında, tarihi, Haçlı seferlerini, din savaşlarını ruhumuzda bir yerlerde hissederek Kristof Kolomb’a inanan, keşifler için gemiler veren Kraliçe Isabel’i düşünüyoruz. Dünyanın halklarının gidişatını değiştiren kırılma noktalarını, Avrupa kıtasından sürülen müslüman devletleri, bıraktıkları kültürel ve mimari izleri. Keşifler ve domino etkileri kadim çağların tarif edilmez hisleriyle Sevilla’da ruhumuzu besliyor, evrende toz tanesi olma halimizle Endülüs’deki keşiflerimize bisikletlerimiz Koçkar ve Kuzgun’la sabahın ilk ışıklarıyla devam etmek için yola çıkıyoruz. Rotamız Kristof Kolomb’un Amerika kıtasını keşfe çktığı Santa Maria Limanı ve dünyanın en eski şehirlerinden Cadiz.