Gezilerimiz, Yolculuğa dair

Yolda var olmak üzerine

Bir varlık olarak insanın biyolojik ihtiyaçlarının dışında tarihsel ve ruhsal bir varlık olarak en temel ihtiyacının ne olduğunu merak ederiz. Bu arayış hepimizin hayatında belki kısa bir süreliğine ve bir kez, bazen de sürekli ve sık sık karşımıza çıkar. Ben kimim? Ne için yaşıyorum? Benden sonra bir hayat var mı? Varsa ben orada olacak mıyım? Benden önce bir hayat var mıydı? Ne zaman öleceğim? Yolda var olmak üzerine düşüncelerin başlangıcı olan deli sorular…

İnsanoğlunun hareketi

bisikletle hareket üzerine

Temel varoluş sorularının arkasında insanın zamanla ilgili uçsuz bucaksız algısı ve geçmiş-gelecek anksiyetesi yatmaktadır. İnsanoğlu, ilkel atalarından bugüne değin evrimleşirken, günümüz insanı uğrak noktasına varmadan önce sürekli hareket halindeydi. Hareket etmek, hareketle beraber geçmekte olan zamanın boşa harcanmamış olduğunu hissettiren, aksine o hareketin varlık zemini bulduğu bir kızaktır adeta. Dolayısıyla hareket eden insanoğlu’nun göçebe ilkel topluluktan yerleşik hayata geçişiyle başlayan avcı-toplayıcı ilkel topluluk olma dönüşümü, bahsettiğimiz “yalnızca hareket eden insan” olma durumuna göre, zamanı artık oturduğu yerde de geçirmeye başlayan yeni bir tür insanı doğurmuştur.

Düşüncenin ortaya çıkışı

dusunce uzerine

Yerleşik ilkel topluluğun avlanma ve beslenme kabiliyetlerini ilerletebilmiş olması sanıldığı gibi rastlantısal değildir. Toplumda uzmanlaşmanın ve bunun ürünü olarak da nitelikli alet yapmanın ortaya çıkışıyla insanoğlu av ve beslenme  döngüsünü çok fazla arttırmıştır. Gerek avcılık gerekse de tarımsal faaliyetlerin toplumu yeterince doyurabildiği ve üretim fazlasının ortaya çıkmaya başladığı zamanlarda da, bu üretim fazlasının ürünü olarak toplumda düşünmeye zaman bulma, sihirsel düşünüş ve yönetici sınıflar ortaya çıkmaya başlamıştır.

Zaman algısı

bisikletle hareket üzerine

İşte o zamandan bu yanadır ki, düşünecek zamanı olan ancak bu zamanı avcılar gibi hareket halinde değil de yerinde ve bekleyerek yapan atalarımız da, bugün ofislerde sabah 9’dan akşam 6’ya kadar masa başında çalışan ve para kazanmaya çalışan modern insan da var oluşuna ters temel bir sorun sarmalına girmiştir. ”Hareket etmeden zamanın geçişine seyirci kalmak”. Zamanı yakalayamamak ya da anı kaçırmak şeklinde birçok başka biçimde ifade edebiliriz.

Carpe diem

700binkm fas dades gordes

Anı kaçırmaya başlayan insan, anda kalmanın ya da anı yakalamanın önemini gitgide deneyimleyerek ve acısını çekerek öğrenmiş ve bildiğiniz üzere sonunda “carpe diem” kavramını türetmiştir. Ölümlü olmanın ve yerinde bekledikçe geçen her saniyenin kaybedilen ve boşa harcanan bir servet olduğunu düşünmek aşamasına elbette kolay gelinmez. Anın değerinin farkına varmak için, herkesin yolu mutlaka geçmiş-gelecek anksiyetesinden geçer. Geçmişten pişman olmak ya da gelecekte şu kadar para kazanabilecek miyim benzeri türlü türlü sorularla insan beyni bunu besler büyütür.

Bu anksiyetenin karşısında durmak için insan birçok yol geliştirmiştir ve bizim için bu yol bisikletlerimize atlayıp dünyanın farklı coğrafyalarında pedallamak ve tekerleklerimizi döndürmek, farklı coğrafyalara ayak basmak ve dünya kültürleriyle kucaklaşmaktır. Yolda var olmak üzerine ancak o zaman derinlere inilebilir.

Ölüm üzerine

ant camping çadır

Herkes gibi ölümlüyüz ve tekerleklerimizin değdiği her coğrafyada aslında yalnızız. Ölümlü olduğumuzu bildiğimiz için bir arkadaşa ihtiyacımız vardır. Çünkü yukarıda sayılan nedenlerle ortaya çıkan varoluş sorununu insana yalnızca arkadaşları, diğer deyişle iz bırakabildikleri ya da zamanın tanıkları unutturabilir. Öleceğimizi bilsek de bir yerlere adımızın kazınmasını, insanların aklında kalmayı ya da hatırlanmayı isteriz.

Hareket eden ya da harekete geçen insanın günümüzde kendi gücüne bağlı olarak ve neredeyse tüm temel gereksinimlerini yanında götürerek yarı-göçebe bir şekilde ve özgürce hareket etmesini sağlayan tek bir yol arkadaşı vardır.

Kuzgun (Marco’nun bisikleti)

gököz milli parkı kuzgun

Bizce zaman algısı ve dolayısıyla geçmiş-gelecek kaygısı yoktur. Çünkü bir hayvandır. En uzun yaşayan hayvandır. Uzun yaşayacaktır ve var olacaktır. Her zaman andadır. Çok uzun bir süre boyunca ve hep anda. Sebatla, özgürce ve uzun yaşamıyla Marco’nun yol arkadaşı, zamanının tanığı ve yeryüzüne açılan kapısıdır.

Koçkar (Bulut’un bisikleti)

gököz milli parkı koçkar

Türk mitolojisinin önemli figürlerinden olan vuruşkan, yiğit ve gücün sembolü, dağlarda yaşayan ölümsüz bir Koç’tur. Koçkar Ata’nın ölümüyle bu acıya dayanamamış mezarı başında canını vermiş sadık ve yiğit bir koç olduğu da bilinmektedir. Başak’ın farklı coğrafyalara ayak basma tutkusunu taşımasıyla sanki örtüşürcesine Koçkar Ata’nın ismi Türkiye, Kırgızistan ve Tacikistan’da farklı coğrafyaların da ismidir. Gücü, yiğitliği ve sadakatiyle Koçkar, Başak’ın sadık yol arkadaşı, zamanının tanığı ve yiğit bekçisidir.

Zorba (Barış’ın bisikleti)

zorba vsf tx400 rohloff

Kazancakis’in büyük eseri Alexis Zorba ‘nın baş karakterinin soyadıdır. Anı yaşayan ve yaşadığı her anın sonuna kadar farkında olan gerçek bir insanın ruhudur. Büyük acıları yaşamıştır ve bu acıyı ona yalnızca tek bir şey unutturabilir. Delicesine dans etmek. “Hey patron! Hiç bu kadar muhteşem bir çöküş görmüş müydün?” diye sorabilecek kadar çöküşten korkmayan ve çöküşte dahi kahkahayla gülüp dans eden bir yaşama sevdalısıdır. Barış’ın olmak istediği kişidir. Yaşadığı son ana kadar Bouboulina’sına mutluluk vermeye adanmıştır. Sadık yol arkadaşı, zamanının tanığı ve yolda anı yaşamanın vücut bulmuş halidir.

 

Konuk yazarımız : Barış Elbüken – yol manifestosu / instagram